1915’te Türkiye Nüfusu Ne Kadardı? Bir Anı, Bir Hesap
Bir Akşamüstü, Kayseri’de
O akşam, Kayseri’nin sokakları yine o kadar sessizdi ki, neredeyse insanları duymuyordum. Gözlerim, evimizin penceresinden şehri izlerken, aklımda belirsiz düşünceler vardı. Genellikle düşüncelerim akıp giderken, birden duraklar ve bir konuya takılırdım. O gün de böyle oldu. 1915 yılı… Bir yanda bir dünya savaşı, diğer yanda milyonlarca insanın yaşam mücadelesi. Bir sayıyı, bir nüfusu düşünmeye başladım: 1915’te Türkiye nüfusu ne kadardı?
Bunu düşünürken, bir an içimde garip bir boşluk hissettim. Bugün, zamanın hızla geçtiği, insanların birbirini kolayca unuttuğu bir dönemde yaşıyoruz. Ama 1915’te o kadar çok insan vardı ki. Kimisi hayatta, kimisi toprağın altında… Ve ben, bugün, o dönemin izlerini görmek için, eski kitapları karıştırırken, 1915’te Türkiye nüfusunun tam olarak ne kadar olduğunu öğrenmeye çalışıyordum.
Bir Sahne: 1915, İnsan Sayısı ve Kaybolan Yüzler
1915 yılına dair bir şeyler okumaya başladım. Nüfus sayımı verilere göre, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında, Türkiye’nin nüfusu yaklaşık olarak 13 milyon civarındaydı. Ancak, sayıyı duyduğumda, içimde bir hüzün dalgası yükseldi. Çünkü o 13 milyon insanın hikayelerini düşünmeye başladım. Savaşlar, sürgünler, kayıplar…
O yıllarda, sadece savaşın değil, aynı zamanda zorunlu göçlerin ve açlığın da pençesinde olan bir halk vardı. 1915, Ermeni nüfusunun büyük bir kısmının kaybolduğu, ölümün ve sürgünün peşinden gittiği bir yıldı. Nüfus 13 milyondu, ama o 13 milyonun içinde kaç kayıp vardı? Hangi yüzler, hangi sesler, hangi masum insanlar unutulmuştu?
Bir köy düşünün. Güzelim, bereketli topraklarında insanlar geçim mücadelesi verirken, bir sabah uyanıp evlerini terk etmek zorunda kalmışlar. Göç, bir ailenin hayatını tamamen değiştirebilir. Bu kadar büyük bir travma, bu kadar büyük bir kayıp… Sayılar geriye ne bırakabilir ki?
Bir Diğer Düşünce: Neden Nüfus Sayısını Önemsiyorum?
İçimdeki duygular bir yanda çırpınırken, mantığım da bir yanda bana sayılarla yaklaşmaya çalıştı. “Nüfus sayısını öğrenmek ne kadar önemli?” diye düşündüm. Sonuçta, bir sayı; 13 milyon… Bu kadar basit. Ama o basit sayıların içinde neler vardı? İnsanlar, yaşamlar, hikayeler, bir bütün olarak Türkiye’nin geçmişi vardı.
1915’te 13 milyonluk nüfusun içinde kaybolan sayılar vardı, ama aynı zamanda var olan bir halk vardı. Umutlu olan, hayatta kalan, geleceği kurmaya çalışan insanlardı. Birçok köyde, kasabada, şehirde insanlık, yaşamını sürdürmeye çalışıyordu. 1915 yılı, sadece felaketlerin değil, aynı zamanda direnişin ve umudun da yılıydı.
Düşündükçe, 1915’in sadece rakamlardan ibaret olmadığını daha iyi anlıyorum. Evet, sayıların bize sunduğu bir resim vardı, ama o resmi boyayan insanların yüzleriydi. Nüfus, yalnızca bir matematiksel veriden ibaret değildi; aynı zamanda insanlık tarihinin en acı ve aynı zamanda en direngen yönlerinden biriydi.
Bir Yudum Hüzün: Kaybolan Zaman
Akşamın soğuk rüzgarı, pencerenin camına vurmaya başladığında, birden gözlerim yaşardı. Kayseri’deki o sessiz akşamda, 1915’te yaşanan acıları düşündüm. O zamanın insanları, 13 milyonluk nüfusun içindeki bir kaybolan, bir ölen, bir sürgüne giden kişiydi. Her bir kayıp, bir hikâyeyi, bir geleceği silip götürmüştü. Her bir kayıp, belki de yıllar sonra unutulmuş bir ismin ölüme direnişiydi.
Savaşların, sürgünlerin, zorunlu göçlerin ne kadar yıkıcı olduğunu düşünürken, 1915 yılı bana sadece bir tarih değil, bir duygunun da ifadesi oldu. O 13 milyonluk nüfusun her bir insanının, bir hikâyesi, bir hatırası vardı. Kimisi çok sevdiklerinden ayrılmış, kimisi çaresizce yeni bir hayat kurmaya çalışmıştı. Ve ben, bugün, 13 milyonun ne kadarını hatırlıyordum?
Bu yüzden, 1915’in nüfus verilerini öğrendiğimde, bir yanda sayılar vardı ama diğer yanda hisler vardı. Hüzün, kaybolmuş hayatlar, zorunlu göçler, acı… Bu sayılar, geçmişin sesini anlamama yardımcı oldu. 13 milyon değil, bir halkın kaybolan hayatlarıydı.
1915’in Nüfusunun Derinliği: Sonuç
Bugün, Kayseri’nin sokaklarında gezinirken, 1915’teki insanları düşünmek bana garip bir huzur veriyor. Zaman geçtikçe, o kaybolan hayatların yerine başka insanlar, başka hikayeler yerleşmiş olsa da, geçmişin etkisi hep hissediliyor. Nüfus sayıları, kaybolan ve var olanları gösterse de, bunların arasında silinen anıları, unutulan sesleri duymak, insanın kalbinde başka bir iz bırakıyor.
1915’te Türkiye’nin nüfusu 13 milyondu. Ama o 13 milyonun içinde insanlık vardı. O insanlık, yaşadığı her acıya rağmen, tarihe karşı dimdik ayakta durdu. Bu, sayıların değil, hatırlamanın, duymanın, anlamanın önemiydi. Geçmişin kaybolan sesi, bugün hepimizi etkiliyor.